|
BERN, 22/03(BYE) Tirajı haftada 82 bin olan Die Weltwoche dergisinin 15 Mart 2007 tarihli sayısında, Roger Köppel imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun özet çevirisi şöyledir:
"Türk soykırım inkarcısı" Doğu Perinçek hakkında verilen mahkeme kararı sevimsiz oldu. Demokrasiler yanlış fikirlere karşı kanun maddeleriyle değil, argümanlarla mücadele eder. Lozan'da bir mahkeme, yaygaracı Türk sol politikacısı Doğu Perinçek'i, Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilere yapılan soykırımı inkar ettiği için şartlı cezaya çarptırdı. Karar, belirli konularda fikir açıklamaya cezai müeyyide öngören İsviçre Irkçılık Karşıtı Yasanın kanuni hükmünün zorunlu kıldığı uygulamaya dayandırıldı. Karar Türkiye'de sert eleştirilere maruz kaldı. Ancak İsviçre'de, her ne kadar mahkumiyet kararı dikkate değer bir olayı sabitleştirmiş olsa da şaşırtıcı bir şekilde sessiz karşılandı. İlk kez bir kişi, belli gruplarca yanlış olduğu düşünülen bir fikri savunduğu için mahkum oldu. Tartışmalı da olsa, bu şekilde İsviçre, devlet tarafından yasaklanan görüşleri ifade eden insanların hapse atıldığı Kuzey-Kore, Burma veya Türkiye gibi ülkelerin safına yaklaşmış oldu.
Lozan kararı, Irkçılık Karşıtı Yasanın elverişsizliğini ispat etmiş bulunuyor. Perinçek'in tavrı çirkin bulunabilir, tüm ciddi araştırmacılar tarafından Ermenilerin Türkler tarafından sistematik bir şekilde katledilmiş olduğu tartışmasız bir biçimde kabul edilebilir. Ancak böylesi bir tartışma adalet ya da siyasetin görevi olamaz. Bu görev tarih seminerlerine aittir ve ortada tartışmasız gibi görünen yorumlar üzerine de şüphe duyulmasına izin verilmelidir. Bazı dava tanıkları, nihayet bir mahkemenin Ermeni soykırımını tanımış olmasından dolayı sevinç duydular. Öte yandan Mahkeme, kendisinin bu davada tarihi bir tartışma yapmak istemediğini, aksine yerel bir Mecliste çoğunluğun kabulüyle Ermeni katliamının bir soykırım olduğu kararının alınmasının belirleyici olduğunu vurguladı. Burada her yönüyle Medeni Hukuk kültürünün emaresi olarak görülen şey, karşı bilgilendirme anlamında bir kısır döngü: Tarihi olayları yasal olarak bağlayıcı bir şekilde tanımlamak ne zamandan beri siyasi kurumlara düşüyor?
Irkçılık Karşıtı Yasa ilke olarak yanlış, ancak son derece nahoş sonuçlar da doğuruyor. O yalnızca açık tartışmaları boğmakla kalmıyor, araştırmaları da engelliyor ve bilimsel tartışmanın içine şüpheli kategorileri dahil ediyor. Rus Kulaklarının Lenin ve Stalin tarafından, bilinçli olarak aç bırakılması ve tehciri bir soykırım mıydı? İngiliz tarihçilere göre 60 milyon civarında Çinliyi ülkesinin atılım hamlesi uğruna yok eden Çin lideri Mao'nun zorbaca uyguladığı kan banyosunu ne olarak değerlendirmek lazım? Kuzey Amerika yerlileri de bir soykırım kurbanı mıydı? Güney Amerikalı İnkaların kendisi mi, yoksa İspanyollardan çok önce tüm diğer kabileler mi İnkalar tarafından kurban edildiler? Ya da bağlayıcı kavramlarda uzlaştığımızı farz edelim: Soykırım" sıfatıyla etiketlendirme konuya ilişkin her tür araştırmaya son mu verecek? Örneğin kurban sayısı tarihsel-hukuki bağlamda sabit tutulup, bundan şüphe duymak cezalandırılacak mı? Özellikle de sağlam, en eski özgürlükçü demokrasiye sahip İsviçre'nin, bu Orta Çağ'dan kalma akımlara karşı koyması gerekir.
Herkesçe bilinen bir gerçeğe işaret etmenin zararı yok: Fikirler kanunlarla değil, argümanlarla savunulur. Doğru kanıtların geçerliliğine inanmayan insan onuru konusunda kuşkuya düşüyor demektir ki, insan onuruna özgürlük -hata yapma özgürlüğü- de dahildir. Irkçılık Karşıtı Yasa, doğru fikri, doğru zihniyeti yasal olarak sağlamaya çalışan hatalı bir çabanın ürünüdür. Aydınlanmanın mirasından ancak bu kadar uzaklaşılabilir. |